9 Haziran 2012 Cumartesi

GAMZE

Gönderen Bizzat Ben zaman: 07:35 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar

Gülmekle ağlamak arasında duran bir virgül gibi kıvrık, arada durur gamze. Yüzün kenarına yerleşmiş, biraz haylaz, biraz baştan çıkarıcı, bakanı içine çeken ve hapseden, başdöndüren bir çukur... Dudaklar biraz kıvrılsa, hafifçe tebessüm etse, kıskançlıkla ortaya çıkıp hepsini gölgede bırakır, bütün ilgiyi üstüne çekmek için yavaşça yayılır yüze.
Zordur gamzenin karşısında oturmak, sahibini dinlemeye çalışmak. Varlığını unutup gözünü ayırdığın anda, döne döne, öyle derin, öyle güzel ortaya çıkar ki bin pişman eder insanı unuttuğuna. Her ortaya çıkışında daha derin, daha çekici olup herşeyi bırakıp içine, derinlerine dalıp kaybolma isteği yaratır. Dönerek ve hızla içine düştüğün anda, kapıları kapatıp kurbanı bilincini yitirip yolunu kaybedinceye kadar da hiç durmaz.
Karşı koyamayıp dokunma isteğiyle elini uzatırsan, bir gonca gibi kadifemsi ve narindir parmak uçlarında toplanan. Ateşe dokunmakla birdir gamzeye el uzatmak; değinceye kadar sıcağı cezbeder, daha da yaklaştırır kendine ve dokunduğun an yakar, canını acıtır; yine de elini çekemezsin... Orada; acı ve sarhoşlukla mahkumiyetin başlamıştır. Ve sen de hiç özgür kalmayı dilemezsin...

13 Şubat 2012 Pazartesi

BEN ZATEN DEMİŞTİM...

Gönderen Bizzat Ben zaman: 14:34 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar
Sözde (!) "Sevgililer Günü"ne saatler kala ister istemez (ki ne kadar ticari bir gün olarak görsem de) günü düşünüyor buldum kendimi. Daha doğrusu "AŞK"ı. Nasıl gelir aşk tüm şiddetiyle birden ve nasıl karşı konulmaz olur. Uyuşturucu gibi ama sonu baştadır. Yani altın vuruş ilk anda gelir ve dozaj gittikçe düşer. Önce baş dönmeleri ve kalp çarpıntıları arasında bulutların üzerinde yürür "AŞK". Sen kainatın merkezindesindir ve haliyle çekim alanın çok güçlüdür, hızla sana yaklaşır  "AŞK". Etrafında döner, başını döndürür... "En"lerin kahramanıdır "AŞK" artık. O'nun için "EN" akıllı, "EN" güzel, "EN" tatlı, "EN" önemli, "EN" çekici, "EN" herşeysindir. Saatler sayılır, hatta dakikalar gerçekten ilerlemiyor gibidir görmeye yakın birbirini. Mumlar yeterlidir sohbetlere eşlik eden, çünkü senin ışığındır aydınlatan aslında her yeri. İlk çalışta açılır telefonlar ve mesajlar aynı anda aynı şeyleri söyler karşılıklı...Kaç gün olmuştur "AŞK" yüzünü görmeyeli! Tam tamına 1,5 gün! Çok özlemiştir "AŞK" seni, sen de "AŞK"ı...
Derken, masal bu ya, yavaş yavaş hayat hatırlatmaya başlar kendini "AŞK"a. Aslında düşündüğü kadar akıllı değilsindir belki de? Öyle ya kaç kere anlatmıştır sana bilmem neyin nasıl olacağını da sen bir türlü anlayamamışsındır. Ya da başlarda "tatlı" gelen huyların, huysuzlukların önce çekilmez, sonra da umursanmaz olmaya başlar. Soru sorarsın, çok gelir. Paylaşmak, konuşmak istersin araya iş, arkadaşlar ve hatta diziler girer. Dile getirirsin, "AŞK" a sinir gelir, asabiyet gelir, sessizlik gelir... Görmek istersin "AŞK"ı araya gündelik işler girer ve istersen (!) sen de yanına gidebilirsin.Sen, "AŞK" a içinden "Hani..."li cümleler kurarken kalbin sana  fısıldar; "Ben zaten demiştim."
"Ben zaten demiştim... "dersin "AŞK"tan itiraz gelir. Hiddetlenir.Seni anlamasını beklemek bencilliktir. Arka arkaya sıralar senin için yaptıklarını, sözlerini, söylediklerini, hissettiklerini. Daha geçenlerde şöyle şöyle yapmamış mıdır sırf senin için? Daha yeni söylemiştir ya seni ne kadar sevdiğini ve hayır asla alışkanlık olmamıştır "AŞK"ta...Sadece hayat devam ediyordur aslında. "AŞK" gerçeğe dönmüş, yere basmış, aklı selim bir sevgiye dönmüş, yorgunluktan derin bir uykuya dalmıştır. Sense, tekli koltukta oturmuş, siyah ekranın boşluğunu dolduran gözlerinle, izmarit yığılı bir küllükle bölünmüş uykuların ağır havasını solursun ve kalbin fısıldar yeniden "Ben zaten demiştim."
Üstüne Alınma...

28 Aralık 2011 Çarşamba

KKY (Kendi Kendine Yap)

Gönderen Bizzat Ben zaman: 13:53 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar
Yurtdışında pek çok yerde DIY olarak geçen ama bizde pek yeri olmayan Do It Yourself, çevirince bu adı alıyor; Kendi Kendine Yap (KKY). Ben de pek merak saldım bu aralar KKY işlere. Aradıkça da pek güzel, pek hoş şeylerle karşılaşıyorum. Bir taraftan da "Noluyor yaşlanıyorum heralde, Böyle elişine falan merak salmak pek hayra alamet değil gibi" diye düşünmeden de edemiyorum:) Bir zaman sonra kalkıp Ören Bayan 22 no'lu gül kurusu (atıyorum tabi) iplikle ilgili blog yazar mıyım bilemem ama şimdilik yeni yıla özel KKY kapı süsleri ile karşınızdayım:)

Yılbaşı Süslerinden

Eski ve kullanılmayan süsleriniz varsa değerlendirmek için harika bir fırsat. Kalın  mukavvadan keseceğiniz ortası delik bir dairenin etrafına sıcak silikonla yapıştıracağınız rengarenk süslerle harika bir görüntü!


Şişe Mantarlarından

Kalın misinayı mantarlara geçirerek kolayca yapabileceğiniz bu süs hem içeri hem de dışarı asılabilir.



Kravattan

Dolapta asılı duran modası geçmiş kravatlarınız mı var? Yine kalın mukavvadan keseceğiniz dairenin etrafına kravatları tek tek sarıp görünmeyecek şekilde iğneleyin. İşte hazır!


Yün Yumaklarından

Doğru renkleri biraraya getirip birbirine yapştıracağınız yumaklar sıcacık bir kapı süsü olabilir:)

Bilimum Yiyecekten
 Seneye kalmasın, ben bu süsü bu sene asayım sonra da yiyeyim diyenler için bir sürü alternatif var. Bozulmayacak ve kötü kokmayacak yiyecekler olsun yeter. Kahve çekirdeklerinden, kabuklu fındık, cevize hatta keçiboynuzuna kadar birçok alternatif var.



PATLAMIŞ MISIR
KURABİYE
KURUTULMUŞ MEYVELER


JELİBON




19 Aralık 2011 Pazartesi

Jingle Bells, Jingle Bells...

Gönderen Bizzat Ben zaman: 13:18 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar
Yeni yıl belki de çocukluğuma dönüp heyecanla o ruha döndüğüm tek zaman... Her yeni yıl geldiğinde bir süsleme, bir alışveriş halidir sarıyor beni. Bu yıl kendi kendime yapsam ne yaparım diye araştırdım ve bak neler buldum:)

KAR KÜRESİ




Malzemeler;
  • Kapaklı kavanoz
  • Kavanoza sığacak büyüklükte oyuncak, biblo, süs ya da takı
  • Şeffaf epoksi yapıştırıcı
  • Saf su
  • Bir kaç damla gliserin
  • Büyük taneli sim ( küçükler yüzmeyecektir)
Yapımı;
  • Kavanozun dibine istediğiniz oyuncak, biblo, takı ya da süs malzemesini epoksi ile yapıştırıp kurutun.
  • Oda ısısındaki saf suyu kavonoza doldurun.
  • Bir kaç damla gliserini "kar taneleri"nin yavaş yüzmesi için suya damlatın.
  • Kapağını sıkıca kapatın. İşte hazır! (Kaynak)
DAVET MASASI SÜSLERİ


Tek yapmanız gereken yolda yürürken biraz dikkat edip kozalak toplamak:) Biraz sim, biraz akrilik boya, kartondan kesilmiş yıldızlar, boncuklar ve taşlarla süsleyerek bir mumluğa oturtacağınız bu süslerle şık sofralar... ( Kaynak )


Kalın kağıttan keseceğiniz dev kar tanelerini masanıza amerikan servisi yapabilirsiniz. İster beyaz, ister kırmızı, yeşil ya da rengarenk... Kar tanelerini kesmek mi? Hazır kalıplar burada. (Kaynak )


Renkli kartonlardan keseceğiniz yıldızları incilerle, sim veya boncukla süsleyip çöp şiş çubuklarına takabilir ya da kuru dallara yapıştırabilirsiniz.  ( Kaynak )



Katlama sanatı kağıttan mı olur sadece? Kumaş peçeteleri katlayıp bir çam ağacı yapabilir, sicimin üzerine geçirdiğiniz boncukları etrafına dolayıp sofralara renk katabilirsiniz.  Nasıl katlanacağıysa burda; (Kaynak )


Şimdilik bu kadar. Devamı yıl bitmeden... 

27 Temmuz 2011 Çarşamba

ŞAŞKIN KAHRAMAN

Gönderen Bizzat Ben zaman: 03:00 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar




Çok komik,alem bir adamdır benim babam. Ama bu asla kasti değildir. Öyle espiri falan yapmaz, kendi haliyle komiktir o. Öyle şeyler yapar ki, gözümle görmesem, babamı da bilmesem  gerçekliğinden şüphe ederim. Çocukken arkadaşlarımın çoğu için bir korku ve asık suratlılık abidesi olan babalar, benim için hep yumuşak huylu, omuzuna oturup saçına toka takarak kuaförcülük oynayabileceğim, yaptıklarıyla ve başına gelenlerle herkesi gülme komasına sokan "babi"mdi.
Sanırım 7-8 yaşlarındaydım ve o gün yolda bir kalabalık görmüş, tabi merakla kalabalığa katılıp neler olduğunu görmeye çalışıyorduk. Modelini, markasını hatırlamadığım ama yüksek ihtimalle o yılların modası Şahin marka bir otomobil (o zamanlar "araba" pek denmezdi) cayır cayır yanıyor, sahibi olduğunu tahmin ettiğim bir adamcağız deli danalar gibi ordan oraya çaresizce koşturuyordu. Genelde bu gibi durumlarda olayları uzaktan izleyip "vah vah" layan Türk milletine inat, benim biricik kahraman babam, arabanın yanında duran koca bidonu kaptığı gibi alevlerin üzerine boşalttı. Boşalttı boşaltmasına da alevler bir anda "Poff!" diye daha da büyüdü, saçsız ve kaşsız kalmaktan saniyelerle kurtulan babam daha ne olduğunu anlamadan cin annem babamı kolundan tuttuğu gibi, bir eliyle de beni çekiştire çekiştire olay yerinden hızla (hızla derken gerçekten hızla, ışık hızıyla) uzaklaştırırken bir yandan da söyleniyordu; "E be adam! O kadar insan aptal, bir sen akıllı, değil mi?" Benim kahraman da hala anlamamış bir şekilde anneme bakıp "Yahu ne yaptım ki! Yardım edeyim istedim." der demez annem lafı ağzına tıkaladı, "Kaş yaparken göz çıkartıyordun. Su diye boşalttığın o şey benzindi, benzin!" Zavallı babam ağzı açık, gözleri kocaman açılmış bir halde arkaya dönüp baktı ve koşar adımlarımızı ikiye katladı.
Yakın zamanda birgün, sıcaktan bunalmış ve kendimizi yazlık evimizin terasına atmıştık ki kapı çalındı. Gidip kapıyı açtığımda karşımda tanımadığım bir kadın; "Merhaba! Adım Kuteyla, yeni komşunuzum. Müsaitseniz tanışmak isterim." dedi. Yeni komşu Kuteyla (Kuteyla mı? O nasıl isim) içeri girdi ve terasta oturan anneme ve babama yöneldi. Bana yaptığı gibi kendini tanıttıktan sonra anneminde buyur etmesiyle babamın karşısındaki sandalyeye yerleşen Kuteyla Teyze (hemen teyze oluverir bu komşular bilirsin) ve annem arasında koyu bir sohbet başladı. "Aman efendim siz de mi? Aaaa sahi mi? A-hahaha!" diye ilerleyen muhabbet nasıl geldiyse böcek, sinek ve haşerelere geldi. Sevgili Kuteyla Teyze, bu mahlukatlardan ne denli korktuğunu söylerken aynı anda, önce bir çığlık attı, sonra da sandalyesinden hızla fırladı. Bizse annemle durumu kavramak için şaşkınlıkla birbirimize bakarken babamın "Afedersiniz! Kusura bakmayın!"larıyla kendimize geldik. Kahraman babam, elinde oynadığı mandalı kadıncağızın göğsüne fırlatmış, bu da yetmezmiş gibi, durumu kurtarmak için hamle edip mandalı bir çırpıda alıvermiş kadının üstünden. Tam da konu haşereden açıldığı sırada üstüne fırlayan mandalı gören Kuteyla Teyze de basıvermiş çığlığı... Annemle ikimiz kadını sakinleştirsek mi yoksa kendimizi tutmayıp patlarcasına gülsek mi arasında ne yapacağımız bilemezken. zavallı babamsa mahçup mahçup önüne bakıyordu. Dedim ya alem adamdır benim "babi"m...

7 Haziran 2011 Salı

"AN" MESELESİ

Gönderen Bizzat Ben zaman: 14:31 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar


Zaman... Hızla ve anlamadan akıp gidiyorsa ve sen Sezen'in şarkısındaki gibi "anneni daha sık anımsıyor, hatta anlıyorsan" artık büyümüş, kocaman olmuşsun demektir. O hiç bitmeyecek sandığın çocukluk ve sancılı ergenlik sona ermiş, koskoca bir insan olmuşsundur. İşte tam da o noktada duruyorum ben. Bedeni büyümüş, aklı, fikirleri büyümüş ama kalbi çocuk kalmaya devam eden, etmeye çalışan bir yetişkin. Belki de bu yüzdendir hep dönüp dolaşıp çocukluğumun o mutlu, masum ve eğlenceli yıllarına dönüp bakmam, sık sık o günler üzerine konuşmam, yazmam, sık sık "Ben çocukken..." le başlayan cümleler kurmam.
İşte yine öyle bir an. İçinde "Ben çocukken..." li cümleler olan bir yazıya başlamam an meselesi... Bir sürü kurulacak cümle var... Mesela; "Ben çocukken hiçbirşeyin hazırı değil de ev yapımı, tazesi makbuldü. Kış gelmeden kilolarla ayıklanıp buzluğa atılan bezelye ayıklama seansları yapılırdı. Annem ve komşu teyzeler çaylarını doldurup serdikleri gazetenin sol yanına ayıklanmamış bezelyeleri, ortaya da kocaman bir boş tas koyar, sol yandan alıp ayıkladıkları bezelyelerin kabuklarını sağ yanlarına bırakırlardı. Seans sona erince, torbalara konan bezelyeler doğru buzluğa giderdi. " demem an meselesi. Ya da mesela, "Ben çocukken, bayram geldiğinde el öperek mendil arasında, müthiş bir zerafetle verilmiş bayram harçlıklarıyla bakkala (gerçek bakkala)  büyük bir hevesle koşup çatapat almaya giderdik. Ben hem heves eder hem de korkardım çatapattan. O yüzden de hep kocaman bir taş bulur olabildiğince uzak bir mesafeden o koca taşı atıp küçücük çatapata denk getirmeye çalışır, dakikalarca uğraşıp sonunda denk geldiğindeyse korkudan kulaklarımı tıkayıp çığlık çığlığa bağırırdım." demem de an meselesi. Ya da ; "Ben çocukken, öğretmenimiz son derste siyah tahtaya kocaman "ÖDEV" yazar ve sıralardı; 1- Matematik sf.13 2-Hayat Bilgisi sf. 23 diye. Ben de önlüğümün cebinde taşıdığım küçük not defterini çıkarır ve tane tane, baka baka yazardım ödevlerimi." demem an meselesi. Veya ; "İETT otobüsleri ile ilgili yapılan geyiklerden bir tanesi de bu kısaltmanın açılımıyla ilgiliydi. "İneklik Etme Taksi Tut" deyip her seferinde gülerdik bu saçma şeye. Sonra otobüse binince, şimdiki gibi  "DIRITT!" diye basılan akbiller yerine, tam ve öğrenci oluşuna göre rengi değişen, kağıttan biletleri metal kutuya atardık. Bir süre sonra  otobüsün içini yanık kokusu sarardı çünkü "şöför amca" dolmuş olan kutudaki biletleri yakardı. Hala o yanık kokusu burnumdadır." demem de an meselesi.
Büyüdükçe, eskiye daha sık döner ve "Ne güzel günlerdi be! Hatırlıyor musun bir keresinde..." diye başlayan cümleleri daha sık kurar oldum. Eski mi özlediğim, yoksa o masumiyet mi bilmiyorum ama "Ben çocukken..." diye başlayan birşeyler yazmam an meselesi...

5 Haziran 2011 Pazar

ÇOK KISA Bİ NOT: TEMİZLEN!

Gönderen Bizzat Ben zaman: 06:50 0 yorum Bu yayına verilen bağlantılar

Sıcak havaların yurda giriş yapmasıyla birlikte güzide Türk insanının mis(!) gibi özellikleri de geri geliyor. Hem de hiç ummadığın insanlardan buram buram kokular yükeliyor. Kış boyu burnunun dibindeki biri, yaz gelince burnunun direğini kırmaya yemin etmiş gibi buram buram kokuyor. İşin en kötüsü de bu kadar yakın olmana rağmen bir türlü söylemeye cesaret edmiyorsun sanki kokan senmişsin gibi. O utanmadan pis kokular yaya yaya gezerken sen ayıp olur diye katlanıp duruyorsun. Ha tabi bir de tanımadıkların var. Bunlar genelde toplu taşıma araçlarında toplanıyorlar. Muhtelif kokuları var. Ayakları kokanlar, ter kokanlar, ağzı kokanlar... Hiç okurken yüzünü buruşturma, kabul et işte sen de bunlara maruz kalıyor, katlanıyorsun. Hiç olmadı mı sana da ter kokulu garsonun üstünden aşırtarak servis yapması? En fenası da şıkır şıkır, tiril tiril giyinen o güzide görünümlü insanların ter ve ağız kokuları. Çok değil 10 TL'ye 1 deodarant, 1 diş fırçası, 1 macun alıp en temel temizliğini yapabilirsin. Üstüne o marka gömleği, elbiseyi giyip dudağına parlatıcı süreceğine dişini fırçala diyesim geliyor, zor tutuyorum kendimi. Ha böyle de blog post olur mu deme. İçimde kalmasın diye yazıverdim işte. TEMİZLEN!
 

ÜSTÜNE ALINMA! Copyright © 2010 Design by Ipietoon Blogger Template Graphic from Enakei